13 Kasım 2008 Perşembe

Kayıp Pozisyonda Savunma Yapmak


Yukarıdaki konum Karpov-Kasparov, Moskova 1985 oyununda; beyazların şık 54. Kd3-f3! hamlesinden sonra meydana geldi. Siyahlarla siz oynuyor olsaydınız nasıl savunma yapardınız? Demek istediğim şu: Konum belirli nedenler yüzünden kayıp ve siz de bunun tamamen farkındasınız. Yani, elinizden gelen en iyi savunmayı yapıp rakibinizin rehavet içerisinde bir hatasını kollamanız lazım. İşte bu yüzden kayıp pozisyonu savunmak önemli, çünkü herkes bilirki kazanılmış pozisyonu kazanmak zordur. Sizin de savunan taraf olarak bir şekilde bu zorluğu arttırmanız gerekiyor!

Gerçek oyunda, siyahlar; 54... Şe7 hamlesini tercih ettiler ve ardından 55. Vh8 d4 56. Vc8 Kf6 57. Vc5+ Şe8 58. Kf4 Vb7+ 59. Ke4+ Şf7 60. Vc4+ devamyolunda kaybettiler.

Başka bir yol; 54... Ff6!? 55. g4 Kc6 56. Fd3 Vg8 57. Vf5 Şe7 58. Ke3+ Şd6 59. Vg6 Kc7 60. g5 şeklinde olabilirdi. Yine beyazlar kazanç konumunda olurdu ama daha yapılacak çok iş var.

Fakaaat... Siyahlar oyunu bırakıp kolayca(!) 54... Kf6? ile savunmayı deneselerdi beyazlar hemen nasıl kazanırdı?

Aslında oyunu okumadan yapılacak bu hamle ile siyahlar c3'teki filin yolunu kapatmış olacaktı. Aksi halde bir sonraki hamle için g5 ile savunma sürdürülebilirdi. Şimdi ise 55. Ke3! Kxf5 56. Vh8+ Vg8 57. Ke8+ Şxe8 58. Vxf8+ Şe7 59. Va8 ve beyazlar kolay bir şekilde kazanır.

1 Kasım 2008 Cumartesi

Atları da Vururlar!!!


Yukarıdaki konum Koblenz-Wood arasında oynanan bir oyunda eğer siyahlar 25... Af6 oynasaydı gerçekleşecekti, fakat onlar zaten kayıp olan bu konuma 25... Ff6 ile devam etmeyi tercih ettiler ve 26. Fh7+ Şh8 27. Axf7+! Fxf7 28. Fg6+ Şg8 29. Vh7+ hamlelerinden sonra terk ettiler. Peki sizce beyazlar yukarıdaki konumda nasıl devam etmeliydi?

Biryerlerde "At varsa mat olmaz" diye birşeyler okumuştum. Tecrübeyle sabittir ki; atla ya da ata karşı oynamayı öğrenmek oldukça zordur. Şahımın yakınlarına bırakın rakibimin iki atını birinin bile yaklaşmasını istemem. Çünkü bir anda yaratılan tehditlerin sayısı artar. Pek çok varyanta dikkat etmeniz gerekir ve ben ister istemez strese girerim. Yukarıda yapılması gereken ilk şey ise, sanırım her üst seviye oyuncunun da kabul edeceği gibi, atlarınızı mümkün olduğunca rakip şaha ya da hedef bölgeye yaklaşmaktır. Gerçekten de atlar vurulmadıkları(!) sürece durdurulamazlar ve yarattıkları tehdit hep oralarda bir yerde sinsice bekler.

İşte yukarıdaki konumda da bunu yapıyoruz ve bunu yaparken de yine bir attan yardım alıyoruz. 26. Ag5! ( işte tam da atlara yakışan bir hamle ) 26... Fd8 ( başka ne oynanabilir ki ) 27. Fh7+ Axh7 28. Vxh7+ (artık at olmadığına göre mat yapabiliriz) 28... Şf8 29. Ag6+! (kesinlikle çok şık) 29... fxg6 30. Axe6+ # Kalan son atın nalları siyah şahın alnının ortasında patlıyor, şiir gibi bir son.

31 Ekim 2008 Cuma

Blogger'a Yasaklama Çağdışı!!!

Geçtiğimiz günlerde yaşadığım şoku unutabileceğimi hiç zannetmiyorum. Bir akşam bloğuma yazı eklemek için girmek istiyorum ve o yüreğimi karartan yazı ile karşılaşıyorum... Bir an için Tanrım(!) dedim, ben nasıl bir ülkede yaşamaya başladım böyle. Hani demokrasi, hani özgürlük!!! Çok şükür ki yanlıştan dönüldü ve tekrar bloğuma kavuştum. Yasakçı zihniyete sahip bir ülkede yaşamanın ne kadar kasvetli olacağını insana ne güzel örneklerle gösteriyorlar öyle. Elbette youtube, blogger veya herhangi başka bir sitenin T.C. yasalarına aykırı yayınlar içermesini kabul etmiyorum. Bildiğiniz gibi bu sitelerde faydalı pek çok bilgi var insanın ufkunu açan ve bunun tam zıttı olarak işe yaramaz hatta can sıkıcı şeyler de var. Fakat interneti normal hayattan ayıran en önemli şey de işte burada; siz fikir ve bilgi olarak canınızın istediğini alır, canınızın istemediğini almazsınız. Çünkü normal hayatta çok uzun zaman alacak veya hiç sahip olamayacağınız bilgilere internet aracılığıyla ulaşıyorsunuz ve bence tam da kelimesi kelimesine evrene bağlanıyorsunuz. Peki ama ya canımızı sıkan, kabullenemediğimiz, bizi üzen sitelere karşı ne yapacağız? İşte bunun can alıcı noktası burada; tembellik etmeyeceğiz arkadaşlar!!! Karşı bilgi üreteceğiz ve bunu bilgilerimizi sağlam temellere oturtarak yapacağız. Yapılan yanlışın neden yanlış olduğunu ve neyin daha doğru olduğunu ya da olabileceğini göstereceğiz. Zaten o zaman internette bu tipten yasaklamaların yanlışlığı kendiliğinden ortaya çıkacaktır. İşte bir satranç sevdalısının nacizane fikri budur. Saygılarımla...

6 Ekim 2008 Pazartesi

KUSURSUZ HAMLE

Her insanın hayatta bir amacı vardır. Satrançla sadece laf olsun diye ya da havalı olmak için ilgilenmeyen gerçek satranç severlerin yani yaşamı bir filin, vezirin veya herhangi bir figürün gözünden görenlerin de mutlaka bir amacı vardır. Hatta bu bazen, sahip olduğu anlamdan fazla sanatsal bir değer de taşıyabilir. İnsan illa bu amacı itiraf etmek zorunda da değil. O kişinin oyunlarını incelerken; hamle seçimlerinde, oyun biçiminde ve bazen yenilgilerinde görürüz bu amacı ve bizlere adeta bağırır ben bunun için satranç oynuyorum diye. İşin en güzel tarafı da, hiçbir satranç oyuncusu bunun için birilerine hesap vermek zorunda değildir. Sizin yaşamınıza(!) kimin müdahale etmeye hakkı olabilir ki.

Benim de elbette bir amacım var. O da; bir gün bir turnuva oyunumda (OTB) kusursuz bir hamle yapmak. Bu öyle bir hamle olmalı ki, beynimde ve yüreğimde yarattığı heyecanı yıllar boyu hatırlamalıyım. Oyunun sonucunu zerre kadar önemsemiyorum fakat, işte tam da o hamleyi yapmalıyım, biliyorum. Küçücük bir hamle... Ama hamlelerin en kusursuzu! Bu öyle bir hamle ki; deneyimlerimden, yaşamdan, felsefeden, müzikten ve şiirden izler taşımalı. Bu hamleyi gerçekten istiyor ve ölesiye arzuluyorum. Hatta sadece o "kusursuz hamle" için şehir şehir, ülke ülke dolaşıp turnuvalara katılmak istiyorum. Belki bir gün o hamleyi bulup notasyon kağıdıma yazacağım ve parmak uçlarımla usulca yaşama taşıyacağım ve kesinlikle eminim ki saatime bastığım o anda bu dünyada benden daha mutlu kimse olmayacak!

8 Temmuz 2008 Salı

İzmir Satrancı İçin Alarm Sinyali mi?

Bugün, yeni tasarımıyla TSF sitesini ziyaret ettim ve oldukça profesyonel buldum. TSF'nin artık her kalemde başarıyı hedefleyen bir federasyon haline geldiği belli oluyor. Bu güzel siteden tüm satranç severlerin faydalanabilmesini diliyorum. Teşekkürler TSF. Bu arada kafanıza takılan bir konu olduğunda TSF'ye e-posta göndermekten kesinlikle çekinmeyin, çünkü sizinle en kısa sürede ilgileniyorlar ve istediğiniz bilgiyi ya da cevabı alıyorsunuz. Bu gerçekten mutluluk verici.

Yalnız eğer Lisans Bilgi Sistemi linkine tıklayıp oradan dağılım ve istatistikler dediğinizde ve illere göre Top 10'u seçtiğinizde şu sıralamayı görüyorsunuz:
İLBAYANERKEKTOPLAM
İSTANBUL 4728 19953 24681
ANKARA 3738 15324 19065
ADANA 3423 11220 14643
ANTALYA 3498 10482 13980
DENİZLİ 2733 8391 11124
KONYA 2025 8751 10779
İZMİR 2481 8037 10518
MANİSA 2130 7749 9882
HATAY 1896 7314 9210
MERSİN 2115 6714 8829

Gördüğünüz gibi İzmir 7. sırada ve ensesinde Manisa'nın, Hatay'ın soluğu hissediliyor. Elbette üst sıralara yerleşen diğer Anadolu illerini kutlamak ve taktir etmek gerekiyor ama bu kesinlikle İzmir için alarm sinyali demek. Umarım bu durum gerektiği gibi araştırılır, çünkü lisanslı sporcu ve turnuva sayısı bakımından İzmir, daha üst sıralarda kendine yer bulmak zorunda. Gidişat onu gösteriyor ki önümüzdeki senelerde İzmir'i "ilk 10 il" içerisine bile göremeyebiliriz. Satranç; her kesimden ve yaştan insanlarla sorunsuzca buluşabilmeli ve kendini sevdirebilmeli. Sakarya'lı satranç severlerin neler yaşadığını da biliyorum ve İstanbul'a bu kadar yakın oluşu artık bir şeyleri değiştirebilmeli diye düşünüyorum. İçinde satranç sevgisi dolu mutlu insanların olduğu kalabalık turnuvalarda buluşabilmek dileğiyle...

30 Haziran 2008 Pazartesi

Satranç ve Psikoloji


Yukarıdaki konuma rakibimin 29.... d5 hamlesinden sonra ulaşmıştık. Kazanç konumuna geçmemle birlikte kendimi epey rahatlamış hissediyordum, çünkü çok mücadele vermiştim. Bu hamle ise bana biraz garip(!) gelmişti ama sadece üstünkörü bir incelemeyle yetinmiştim. Rakibim, ya yaşının getirdiği toylukla (11 yaşındaydı) ya da antrenörünün etik dışı tavsiyelerini hatırlayarak neredeyse her hamlesinden sonra berabere teklif ediyordu. Oyunun bir an önce bitmesini istiyordum ve belki birazda bunun etkisiyle 30. c5! hamlesini değilde 30. cxd5?! hamlesini tercih ettim ve kendimi sıkıntıya soktum. Rakibimin tek beklentisi hata yapmamdı ve cesur hamlesinin bende uyandırdığı dehşetle sonuçta bunu başardı. 30.... Fxf2+!? 31. Şxf2 Vh4+ 32. g3 Vxh3 (biraz geçte olsa siyahın 29. hamlesini yaparken güvendiği Kc2 tehtidinin önemini kavrayabilmiştim, fakat içine düştüğüm panik ve daha dikkatli oynama isteği bana daha büyük bir hata yaptırdı. ) 33. Vf1? (halbuki Vd3 hamlesinden sonra beyazların önemli bir sorunu yoktu.) 33.... Vh2+ 34. Şf3 Vh5+ 35. Şe4?! (35. Şe3 daha iyiydi) 35.... Vg4+ 36. Ff4 Vg6+ 37. Şf3 Vh5+ 38. Şg2?? (İyice bunaldığım bir anda en kötü hamleyi yaptım, aslında 38. g4 varyantında hiç bir sorun yoktu.) 38.... Kc2+ 39. Vf2 Kxf2+ 40. Şxf2 Vxd5 41. Kc1?? (41. Fe3 hamlesi en iyisiydi ve beyazlar iyi bir savunma kurabilirdi.) Böylece çöken moralimle birlikte ardı ardına gelen hatalar sonucu siyah oyunu kazandı. Herhalde ne kadar üzüldüğümü tahmin edebiliyorsunuz. Keşke satranç oynarken duygu şalterlerimizi indirmenin bir yolu olsa...

29 Haziran 2008 Pazar

Yine Zaman Sıkışması!!!


Hamle sırası siyahların ve görüldüğü gibi siyahlar çok da rahat bir durumda değil... 2007 İzmir Open'da oynadığım oyunlardan birindeki bu kritik pozisyon gerçekten zevkli geçen bir maçımdan. Kritik; çünkü zaman sıkışmasında bena eşitliği getirecek, biraz daha rahat oynamamı sağlayacak hamleyi kaçırdım ve ardından da oyunu kaybettim; çünkü 24.... c5? oynadım. Oyunun yeniden canlanması için doğru varyant şöyle olabilirdi:
24.... Axd3! 25. b4 a6 26. cxd3 Fxd4 27. Kb3 Fg7
Satrançtaki en can sıkıcı anlardan biridir sanırım; zaman sıkışması altında doğru planı bulamamak. Çözümse daha fazla turnuva pratiği diye düşünüyorum. İnsan, yüksek stres altında düşünmeye ve odaklanmaya alışmalı.